Uzuuunca bir süreden sonra yine şehir dışı görevdeyim. Akşam valiz toplarken aynı sıkkın his, sabah takım elbiseyle uçakta aynı sıkkın his. Yalandan pazarlıkla anlaşıp, uçakta el bezi kırışıklığına kavuşmuş gömleklerimi daha da kırışmasın diye özenle astığım taksiyle hızla giderken; kuzey avrupalı olduğu sarışınlığının her halinden belli olan, sırtında çantası vb. ile tam bir dünya gezgini klişesi bir bisikletlinin yanından geçtik. Bi tuhaf his, tercihleri sorgulama değil de sonuçlarına katlanma.
Wednesday, July 8, 2009
Wednesday, July 1, 2009
PSP alacaksaniz...
zaman:
9:15 AM

Su kisa omrumde hic bir sey ogrenmediysem sunu ogrendim: Elektronik alirken hic acele etmemek gerekir. Ama ben begendigim bir oyuncagi gordugumde ona sahip olma hissiyati oyle kuvvetli cikiyor ki, cok uygunsuz bir zamanda, namusait bir butcede ve oyuncak hakkinda cok az bilgiye sahipken bile satin alabiliyorum.
PlayStation Portable ile de boyle oldu iste.
Gittim en son modelini bi ton para verip aldim. Arastirmadan etmeden. Sonra aci gercekler suratima bir bir carpti.
En acisi benim aldigim en son modele (3000 serisi) ucuncu parti uygulamalarin yuklenilemiyor olmasi. Yani Sony ne sunuyorsa o. Bu durumun gecmisi de soyle: Sony 1000 serisi PSPleri cikardiginda Dark Alex adindaki bir hacker kardesimiz, PSP'nin yazilimini kirip ucuncu parti uygulama yuklenebilir hale getirmis. Ucuncu parti uygulama demek yararli bir cok ufak program anlamina geldigi gibi korsan oyun yuklemek anlamina da geliyor. Bu arada PSPlerin oyun calistirma sekli, UMD (Universal Media Disc) denilen ne idugu belirsiz bir disk formatina kaydedilmis oyunlari satin alarak oluyor. Dark Alex hunerini sergileyince UMD'ye gerek olmadan, oyunun kendisi hafiza kartina kopyalarak oynanabilir hale gelmis. Sony 2000 serisini Dark Alex'in kirdigi butun aciklari gidererek cikarmis ama Dark Alex bu yazilimi da kirmis. 3000 serisine geldiginde Sony tekrar butun aciklari yamamis ve Dark Alex de su ana kadar kirilmis bir cihaz yazilimi piyasaya surmemis. Soylentilere o ki Sony Dark Alex'in cep harcligini vermeye basladigindan 3000 serisine bulasmiyormus.
Son moda teknoloji planetlarda eski serilere rastlanmazken, elektronik urunleri satan carsilarda 2000 hatta 1000 modellerini gormek mumkun. Her ne kadar daha kalin, goruntu kalitesi daha kotu vb. de olsa aleti Sony'nin sundugu imkanlarin disarisinda kullanabilmek icin bu modeller tercih ediliyormus. Fiyatlari da 3000e gore neredeyse yari yariyaymis.
PSP alacaklara duyurulur...
Friday, June 26, 2009
Thursday, June 18, 2009
The International
zaman:
5:14 AM
Dusuk belli pantolon giydikten sonra "aman belim acilmasin, tangam gorunmesin" endisesiyle bluzu cekistirmek uluslararasi bir sendrommus arkadas!
Thursday, June 11, 2009
Schopenhauer'in sacmalamalari
zaman:
5:21 PM
2005'in yazinda aldigim Arthur Schopenhauer'in "Yasam Bilgeligi Uzerine Aforizmalari"ni bugun bitirebildim.
Basliktan baska bir yorum yapmayacagim.
Ruhuna el fatiha
Basliktan baska bir yorum yapmayacagim.
Ruhuna el fatiha
Sunday, May 31, 2009
zor işler bunlar
zaman:
9:51 PM

Efendim bizim hanım merak ettim şu filmi bi indir demişti yazlığa gitmeden önce, kısmet olmadı tek başıma seyrettim. İyi başlamış esasen ama sonra hollywood mutlu sonuna bağlarım diye çok fena saçmalamış. Scarlett'in boynuyla beli arasındaki bölgeyi hariç tutarsak ziyadesiyl sıkıldım.
Ama bana şunu bir daha hatırlattı ki yaş 25'i aştı mı yeni ilişkilerde kontrol ibresi kadından erkeğe kayıyor. Efenim üniversitede ya da lisede tempra bagajı gibi havadaki kıçlar zamanla gayet yere iniyor. Her biri birer küçük prenses olan, kendisine prens albırttan azını layık görmeyen bu kızlarımız yaş 27-28 ve hala çocuk yoksa feysbukta eski redlerine "ah canım neydi o eski güzel günler" mesajları yolluyor. Beter olun :) yaşasın kadınları kapımıza düşüren biyolojik saat :)
Ama konuyu ele alış sitilleri bizden farklı. Bir iki kez aradığı kızdan cevap alamayan erkek, en kötü arkadaşıyla meyhaneye gider, geceyi "zaten orospuydu o" ana fikriyle noktalar ve sonraki kızda şansını dener. Kadınlar öyle değil. En ince detay dönüp dönüp defalarca didikleniyor, duruşlar bakışlar analiz ediliyor, bunalımlara giriliyor çıkılamıyor. Bu yüzden de hepsi sex and the city'e bayılıyor.
Ama işte bizde böyle bir dizi yapmak değirmen taşı gibi döt ister. Bir ara yerli versiyonunu çekmeye başlamışlardı, deniz akkaya ve cansu dere vardı. Ama içimizdeki perihan abla kültüründen uzaklaşmayınca çok fena patlamıştı elde. Bizim kızlarımız boşluktalar yani bu yüzden. Bu yazıyı yazarken araştırdığım kadarıyla onlar çareyi internette arıyorlar. O da pek olmamış mamafih.
Benim bu kızlara naçizane tavsiyem, şahsımı gülmekten anırtan, keri bıredşovun yerli ve daha az politically correct versiyonu:
kim lan bu hayatımın erkeği
.
yaz bekarı
zaman:
9:23 PM

Bizim hanım yazlığa gitti, bir aydır ev bana kaldı. Yalnız yaşamak o kadar da kötü değilmiş aslında. Yine de insan akşam işten gelince terliklerini verecek, önüne bir kap guacamole koyacak birini aramıyor. değil. Bir de yalnız yaşamanın şöyle kötü bir yanı var, kapı kapandıktan sonra insanoğlunun ulaşmak için binlerce yılını harcadığı medeniyet seviyesi resetleniyor. Yani yargılayacak kimse olmayınca masanın üstünde kot pantolon olması veya salon sehpasının üstünde mutfak dolaplarından daha fazla kap kacak olması o kadar saçma fikir gibi görünmüyor. Temizlikçi kadın aynı fikirde mi bilemem tabi.
bir yandan da işte durumlar baya değişti. Eskiden kendi zamanımı kendim belirlerdim. Şimdi öyle değil aynı anda 3 farklı yerde olup 5 farklı işi yetiştirmem gerekiyor. Sabah içeri girdiğim andan akşam kendimi kapıya attığım ana kadar sürekli bir koşuşturma halindeyim. 3 farklı başlıkta çalışıyor olmak da 3 farklı ekip, 3 farklı zamanlama ve deliksiz bir outlook ajandası demek. öyleki toplantı için arayanlara 2 hafta sonrasına randevu verebiliyorum. Telefonumda sürekli cevapsız çağrılar, inboxımda birikmiş mailler var. Ama enteresandır eskisinden daha mutluyum. İnsanoğlu tuhaf hakikaten.
Sosyal hayat da ilginç bir şekilde canlandı, nerdeyse her akşam bir şeyler yapıyorum. Baharda İstanbul başka gerçekten.
Durum böyle olunca da blog üvey evlat oldu. Kaç yüz milyon kere bir şey yazayım diye açıp acil bir işle beraber geri kapattım bilmiyorum. Ama söz vakit yaratıp yazıcam.
Sunday, April 26, 2009
Thursday, April 16, 2009
ev arayana sözlük
zaman:
2:29 PM

ev arıyorum a dostlar. ne zor işmiş. emlakçıya kaptırdığın eliniz, kol ve bacak olarak yine emlakçıya geri dönüyor. neyse ki internet var da bazı evleri resimlerinden bakıp eleyebiliyorsunuz. ama kesin bir kural var ki fotoğraf her şeyi olduğundan büyük gösteriyor (hımm aklımda bulunsun bu). bu ilanları inceleye inceleye ayrı bir dil olduğunu fark ettim. ilanlardaki standart kelimelerden bir sözlük yazmadan da olmaz dedim:
sirin: ev diyoruz ama aslinda degil. hepsini birlestirsen normal bir evin banyosundan hallice olacak. ama biz duvarlari kevaşe lilasına boyadik. alcidan zeki muren tarzi ışık aplikleri yaptik. ortaokul ogrencisi bir kizin zevkine uygun hale getirdik. zaten sirin derken de sevimli manasinda degil sirinler koyundeki evleri kast ettik ilham kaynagi olarak.
kutu gibi: bilinen mantik sinirlari dahilinde ancak kopek kulubesi olarak adlandirilabilecek bu mezbeleyi sana ev olarak itelemek niyetindeyiz. hazir misin. kasma fazla kasma
sipsirin kutu gibi: run forest run
keyifli bir daire: şimdi ev o kadar silik ki uygun sıfat bulamadık. şirin desek değil, kutu desek yanlış anlayacaksın. ya balkonunda yarı yıkık bir mangal çakması barbekü vardır, ya da balkondan sarkınca 1 cm2 büyüklüğünde bir leke olarak deniz görülebiliyordur. daha büyük ne keyif olabilir ki?
kaçırılmayacak fırsat: ev elimizde patladı
bakım istemez: 1 kat boya var duvarda, mutfağa da 3. sınıf mdf dolap koyduk. fiyatı ikiye katladık. adam olana çok bile bu bakım.
okasyon: koseyi donunce meshur bir cami/okul/avm var ve bu sana 50bin papele malolacak ahbap. ayrica o koca kicin zenci ve yere cok yakin
yatirima uygun: simdi bu iki farli durumda kullaniliyor.
- it baglasan kimlik bunalimina girer. konut basligi altina koyduk tamamen terbiyesizligimizden. eve son çivi cakildigi sene ahu tugba karda donuyodu da kayak hocasi ciplak soyup karla ovmustu, sonra agzindan opmustu, bildin mi o filmi. hah iste onun cekildigi sene. banyo testere 6'nın seti olarak çekinmeden kullanılabilir, mutfak duvarlarında paleontolojik çağdan kalma çok kıymetli duvar resimleri var, mamut kovalayan adamlar falan. oyle gostermelik temel atma torenleriyle duzelmez bu ev agir sanayi hamlesine girismen lazim.
- içerde bir kiracı var, çirkef sıçratmadığı kimse kalmadı. biz şirretinden kaçıyoruz sıra sende. artık vurur musun vurdurur musun tamamen senin cinai yeteneklerine kalmış.
bir de ev alma spor ayakkabi al. o kadar cok yurudum ki su son birkaç gunde ayaklarım dile geldi küfür ediyor. bir de ustune benim gibi yokuslu bir semt sectiyseniz ebenizin hiç tanışmadığınız uzuvlarıyla muserref olmaya hazir olun. hele hele butceniz trilyorlar icermiyor ama oyle giris katinda oturmam snoblugundan da odun vermiyorsaniz, cezaniz uc tane asansorsuz 5. kat daireyi ust uste gezmek. toşbillere yan bastiniz.
ozet olarak henuz istedigim daireyi bulamadim ama baldirlarimin yaptigi fazla mesai sayesinde bir elmanin iki yarisi gibi dipdiri bir kicim oldu. sipsirin.
Sunday, April 12, 2009
Instantes
zaman:
11:01 PM
ANLAR - Jorge Luis Borges
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM.
Subscribe to:
Posts (Atom)


