Thursday, July 16, 2009

Dunya turu falan filan

Gencin biri daha kendini yollara vurmus.

Hic anlamiyorum bu dunya turu yapanlari. Bunalimdalar midir nedir? Neden kacmaktadir? Isterse dunyanin obur ucuna gitse kendinden kacamayacagini bilmemekte midir?

Turklere uymaz arkadasim dunya turu filan. Biz yerlesik hayati severiz. Tatil nedir bilmeyiz. Bildigimiz saniriz ama gider Marmariste su kenarinda yatmayi tatil belleriz, "ay sekerim hillside suya gittik pek romantikti boyleee bembeyaz" demeyi severiz.

Yazacam disisleri bakanligina boyle kendi yola vuranlari sinir kapisinda toplasinlar, dunya turuna ayirdiklari sure kadar askerlige gondersinler...

Caglayan efendinin dunya turu

Saturday, July 11, 2009

nine


Friday, July 10, 2009

son of a gun

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde herbertin yolu karadenize düşmüş. Kalacağı oteli güç bela bulan herbert otele girerken kapıdaki metal dedektörü ötmüş:

<düüüt>
Güvenlik: silahınızı alabilir miyim beyfendi
<Southpark sessizliği>
Herbert: neyimi?
Güvenlik: silahınız. otelde kaldığınız süre sizin için saklayalım
(Herbert iç ses: kravatı çıkarınca kenan imirzalıoğluna benziyorum, delikürek oluyorum, adam da haklı tabii)
Herbert: belki anahtar yüzünden öttü silah olduğunu nerden çıkarttınız
Herbert'le beraber gelen kişi: sorun değil herbert bey bırakın nolacak <çıtonk> (metal silahın mermer yüzeye kavuştuğunda çıkarttığı ses)
< silaha bakarken geçen southpark sessizliği>
<düüüt>
arkadan gelen tanınmayan üçüncü şahıs: silahı nereye teslim ediyoruz <çıtonk>
< dumur uçurumlarında yankılanan southpark sessizliği >
herbert: ben biraz acele çıktım almamışım benimkini yanıma <tıkırt> (mermer yüzeye düşen zavallı anahtar)

gökten üç kurşun düşmüş..

Wednesday, July 8, 2009

Tercih Meselesi

Uzuuunca bir süreden sonra yine şehir dışı görevdeyim. Akşam valiz toplarken aynı sıkkın his, sabah takım elbiseyle uçakta aynı sıkkın his. Yalandan pazarlıkla anlaşıp, uçakta el bezi kırışıklığına kavuşmuş gömleklerimi daha da kırışmasın diye özenle astığım taksiyle hızla giderken; kuzey avrupalı olduğu sarışınlığının her halinden belli olan, sırtında çantası vb. ile tam bir dünya gezgini klişesi bir bisikletlinin yanından geçtik. Bi tuhaf his, tercihleri sorgulama değil de sonuçlarına katlanma.

Wednesday, July 1, 2009

PSP alacaksaniz...


Su kisa omrumde hic bir sey ogrenmediysem sunu ogrendim: Elektronik alirken hic acele etmemek gerekir. Ama ben begendigim bir oyuncagi gordugumde ona sahip olma hissiyati oyle kuvvetli cikiyor ki, cok uygunsuz bir zamanda, namusait bir butcede ve oyuncak hakkinda cok az bilgiye sahipken bile satin alabiliyorum.

PlayStation Portable ile de boyle oldu iste.

Gittim en son modelini bi ton para verip aldim. Arastirmadan etmeden. Sonra aci gercekler suratima bir bir carpti.

En acisi benim aldigim en son modele (3000 serisi) ucuncu parti uygulamalarin yuklenilemiyor olmasi. Yani Sony ne sunuyorsa o. Bu durumun gecmisi de soyle: Sony 1000 serisi PSPleri cikardiginda Dark Alex adindaki bir hacker kardesimiz, PSP'nin yazilimini kirip ucuncu parti uygulama yuklenebilir hale getirmis. Ucuncu parti uygulama demek yararli bir cok ufak program anlamina geldigi gibi korsan oyun yuklemek anlamina da geliyor. Bu arada PSPlerin oyun calistirma sekli, UMD (Universal Media Disc) denilen ne idugu belirsiz bir disk formatina kaydedilmis oyunlari satin alarak oluyor. Dark Alex hunerini sergileyince UMD'ye gerek olmadan, oyunun kendisi hafiza kartina kopyalarak oynanabilir hale gelmis. Sony 2000 serisini Dark Alex'in kirdigi butun aciklari gidererek cikarmis ama Dark Alex bu yazilimi da kirmis. 3000 serisine geldiginde Sony tekrar butun aciklari yamamis ve Dark Alex de su ana kadar kirilmis bir cihaz yazilimi piyasaya surmemis. Soylentilere o ki Sony Dark Alex'in cep harcligini vermeye basladigindan 3000 serisine bulasmiyormus.

Son moda teknoloji planetlarda eski serilere rastlanmazken, elektronik urunleri satan carsilarda 2000 hatta 1000 modellerini gormek mumkun. Her ne kadar daha kalin, goruntu kalitesi daha kotu vb. de olsa aleti Sony'nin sundugu imkanlarin disarisinda kullanabilmek icin bu modeller tercih ediliyormus. Fiyatlari da 3000e gore neredeyse yari yariyaymis.

PSP alacaklara duyurulur...

Friday, June 26, 2009

bilinmeze moonwalk



yaşlandık mı?

Thursday, June 18, 2009

The International

Dusuk belli pantolon giydikten sonra "aman belim acilmasin, tangam gorunmesin" endisesiyle bluzu cekistirmek uluslararasi bir sendrommus arkadas!

Thursday, June 11, 2009

Schopenhauer'in sacmalamalari

2005'in yazinda aldigim Arthur Schopenhauer'in "Yasam Bilgeligi Uzerine Aforizmalari"ni bugun bitirebildim.

Basliktan baska bir yorum yapmayacagim.

Ruhuna el fatiha

Sunday, May 31, 2009

zor işler bunlar


Efendim bizim hanım merak ettim şu filmi bi indir demişti yazlığa gitmeden önce, kısmet olmadı tek başıma seyrettim. İyi başlamış esasen ama sonra hollywood mutlu sonuna bağlarım diye çok fena saçmalamış. Scarlett'in boynuyla beli arasındaki bölgeyi hariç tutarsak ziyadesiyl sıkıldım.

Ama bana şunu bir daha hatırlattı ki yaş 25'i aştı mı yeni ilişkilerde kontrol ibresi kadından erkeğe kayıyor. Efenim üniversitede ya da lisede tempra bagajı gibi havadaki kıçlar zamanla gayet yere iniyor. Her biri birer küçük prenses olan, kendisine prens albırttan azını layık görmeyen bu kızlarımız yaş 27-28 ve hala çocuk yoksa feysbukta eski redlerine "ah canım neydi o eski güzel günler" mesajları yolluyor. Beter olun :) yaşasın kadınları kapımıza düşüren biyolojik saat :)

Ama konuyu ele alış sitilleri bizden farklı. Bir iki kez aradığı kızdan cevap alamayan erkek, en kötü arkadaşıyla meyhaneye gider, geceyi "zaten orospuydu o" ana fikriyle noktalar ve sonraki kızda şansını dener. Kadınlar öyle değil. En ince detay dönüp dönüp defalarca didikleniyor, duruşlar bakışlar analiz ediliyor, bunalımlara giriliyor çıkılamıyor. Bu yüzden de hepsi sex and the city'e bayılıyor.

Ama işte bizde böyle bir dizi yapmak değirmen taşı gibi döt ister. Bir ara yerli versiyonunu çekmeye başlamışlardı, deniz akkaya ve cansu dere vardı. Ama içimizdeki perihan abla kültüründen uzaklaşmayınca çok fena patlamıştı elde. Bizim kızlarımız boşluktalar yani bu yüzden. Bu yazıyı yazarken araştırdığım kadarıyla onlar çareyi internette arıyorlar. O da pek olmamış mamafih.

Benim bu kızlara naçizane tavsiyem, şahsımı gülmekten anırtan, keri bıredşovun yerli ve daha az politically correct versiyonu:
kim lan bu hayatımın erkeği

.

yaz bekarı


Bizim hanım yazlığa gitti, bir aydır ev bana kaldı. Yalnız yaşamak o kadar da kötü değilmiş aslında. Yine de insan akşam işten gelince terliklerini verecek, önüne bir kap guacamole koyacak birini aramıyor. değil. Bir de yalnız yaşamanın şöyle kötü bir yanı var, kapı kapandıktan sonra insanoğlunun ulaşmak için binlerce yılını harcadığı medeniyet seviyesi resetleniyor. Yani yargılayacak kimse olmayınca masanın üstünde kot pantolon olması veya salon sehpasının üstünde mutfak dolaplarından daha fazla kap kacak olması o kadar saçma fikir gibi görünmüyor. Temizlikçi kadın aynı fikirde mi bilemem tabi.

bir yandan da işte durumlar baya değişti. Eskiden kendi zamanımı kendim belirlerdim. Şimdi öyle değil aynı anda 3 farklı yerde olup 5 farklı işi yetiştirmem gerekiyor. Sabah içeri girdiğim andan akşam kendimi kapıya attığım ana kadar sürekli bir koşuşturma halindeyim. 3 farklı başlıkta çalışıyor olmak da 3 farklı ekip, 3 farklı zamanlama ve deliksiz bir outlook ajandası demek. öyleki toplantı için arayanlara 2 hafta sonrasına randevu verebiliyorum. Telefonumda sürekli cevapsız çağrılar, inboxımda birikmiş mailler var. Ama enteresandır eskisinden daha mutluyum. İnsanoğlu tuhaf hakikaten.

Sosyal hayat da ilginç bir şekilde canlandı, nerdeyse her akşam bir şeyler yapıyorum. Baharda İstanbul başka gerçekten.

Durum böyle olunca da blog üvey evlat oldu. Kaç yüz milyon kere bir şey yazayım diye açıp acil bir işle beraber geri kapattım bilmiyorum. Ama söz vakit yaratıp yazıcam.